VOB'da Işık
Bugün kemikleşmiş eleştirilerimi bir yana bırakıp ocak sonundan beri VOB hakkında medyada yer alan hoş kokulardan bahsedeceğim. Bunların ilki, iki yılı geçkin bir süredir, teknik ayrıntılardan tutun da VOB/İMKB çekişmesine kadar çeşitli nedenlerden ötürü bir türlü devreye sokulamayan VHS'ler (vadeli hisse senedi sözleşmeleri) konusunda VOB, SPK ve Başbakanlık nezdinde gerçekleşen toplantılar hakkında gelen duyumlar. Her ne kadar bu filmi daha önce görmüş olsak da bu sefer VHS'lerin yakında VOB'da işlem görmeye başlayacağına dair bazı işaretler var. Beklentilere göre, VOB'un aracı kurumlarla yaptığı toplantılardan çıkan sonuçlara istinaden 200'e yakın hisse arasından seçilen ve son olarak SPK'nın onayı ile belirlenecek olan 10 civarında hisse senedi üzerinde vadeli işlemler başlatılacak.
VHS'lerin işlem hacmi bugün dünya borsalarının önemli bir bölümünü teşkil ediyor. 2008 yılının ilk 6 ayında işlem gören 8,6 milyar vadeli sözleşmenin yüzde 32'si (2,7 milyar sözleşme) VHS'lerden oluşmuş. Bu rakam 2007 yılının tamamında işlem gören VHS'lerin işlem hacmine eşit. VHS'ler sayesinde Ulusal Hindistan Borsası (NSE) ve Johannesburg Borsası (JSE) sırasıyla dünyanın en büyük 8. ve 10. borsaları haline geldiler. Bugün NSE'de 259 hisse senedi vadeli olarak işlem görüyor. Bunlar borsanın türev ürünler işlem hacminin neredeyse yarısını oluşturuyor. NSE yılda yaklaşık 1 trilyon dolarlık VHS işlem hacmi gerçekleştiriyor. Öte yandan, JSE'de 330 hisse senedi vadeli olarak işlem görürken JSE'nin yıllık VHS işlem hacmi 550 milyar dolara yaklaştı. JSE'de yabancı şirketlerin bile VHS'leri işleme açıldı. 2007 yılında, VHS'ler sayesinde NSE yılda yüzde 66, JSE yüzde 317 büyüdü. Bu büyüme oranları 2008 yılında da yüzde 50'nin üzerinde seyretti. Avrupa ve ABD'deki büyüme oranları ise yüzde 100'lere ulaştı.
Sektördeki ürün yelpazesinin genişlemesi, dolayısıyla işlem hacmi ve derinliğin artmasıyla daha etkin piyasalar oluşturma yönünde VHS'ler önemli bir rol oynayacaklar ve yabancı sermaye için cazibeyi biraz daha artıracaklar. VOB ve İMKB gibi iki önemli ulusal kurumun bu yeni ürünün sahibi olma yolundaki talep ve çekinceleri haklı olabilir, ancak hem bu iki kurumun, hem düzenleyici otoritenin hem de hükümetin böylesine kritik bir sıçrama taşını ülke çıkarlarını ön plâna koyarak aşacaklarına dair basireti sergileyeceklerine inanıyorum.
Medyada VOB hakkında yer alan ikinci olumlu haber ise Contracts for Difference (CFD) denilen, alıcı ve satıcı arasında sözleşmeye konu varlığın fiyatındaki harekete paralel oluşan kâr ve zararın taraflar arasında el değiştirdiği sermaye piyasası araçlarının devreye sokulacağı plânları. Sadece dövizler değil, hisse senedi ve endeksler gibi diğer varlıklar üzerine de yapılabilen CFD'lerin vadeli işlemlerden dört ana farkı var. Bunlardan birincisi, sözleşmeyi alan kişi o malın sahibi, satan kişi de açığa satıcısı değil. Hedef sadece elden çıkarma anında oluşacak olan fark (difference) İkinci fark, sözleşmelerin sabit bir vadesinin olmayışı. Alıcı ve satıcı bulunduğu müddetçe istenildiği zaman elden çıkarılabilirler. İşlemin spot piyasa fiyatı üzerinden yapılması ve dolayısıyla vadeli işlemlerdeki gibi vadeye kadar olan taşıma maliyetlerinin bu fiyata yansımayacak olması da üçüncü fark. Ancak, bu pozisyonlar açık tutulduğu müddetçe satıcıya günlük finansman masrafı yansıtılırken alıcının da bir getirisi oluyor. Dördüncü ve en önemli fark ise CFD'lerde çok daha yüksek kaldıraç oranlarının kullanılabilmesi.
Okuyucular bu ürün de nerden çıktı demeden, CFD'lerin VOB'da işlem görmesinin ülke için neden son derece önemli olduğunu açıklayayım. Bu konunun ayrıntılarını 17 Ocak 2009 tarihli ve Perakende Foreks: Geliyorum diyen felâket başlıklı yazımda sıralamıştım. Perakende foreks işlemleri, bugün sektörün önünde duran potansiyel risklerin en büyüklerinden biri. İnternette sayıları mantar gibi biten elektronik platformlarda Türk traderlar, spekülatörler ve yatırımcılar aşırı yüksek kaldıraç oranlarıyla ve gittikçe artan miktarlarda döviz alım/satım işlemleri yapıyorlar. Vergi yok, komisyon yok, denetim yok. Elbette işini lâyıkıyla yapan aracı banka ve firmalar var ama sektörün bu bölümü ne düzenleyici otoriteler tarafından denetleniyor ne de yatırımcı başına gelebilecekler hakkında önlem alabilecek kadar deneyim sahibi.
ABD'de, İngiltere'de, Fransa'da bu tür türev ürünlerin organize borsalarda değil de tezgâh üstü (OTC) piyasalarda işlem görmesinin yol açtığı tahribatı son bir yıldır izliyoruz. Türev ürünlere lânet yağdıranlar aslında resme daha rasyonel bakarlarsa çıkan felâketlerin ve keşfedilen sahtekârlıklarının tamamının tezgâh üstü piyasalarda gerçekleştiğini görürler. Bu tür ürünlerin VOB gibi organize borsalara taşınması karşı taraf riski ve finansman masraflarının keyfi olarak hesaplanması gibi teknik sorunları kökten çözeceği gibi şeffaflık getirecek ve denetim şemsiyesi altında piyasaya güven unsurunu tesis edecektir. Bunun güzel örneklerini CFD'leri ilk kez organize borsa çatısı altına sokan Avustralya Menkul Kıymetler Borsası uygulamasında etüt edebiliriz. VOB'u bu girişiminden ötürü kutluyor ve hem VHS'lerin hem de CFD'lerin artık daha önce gördüğümüz yarım ateşte pişmiş engellerle karşılaşmadan bir an önce hayata geçirilmelerini umuyorum.
Kaynak : Ali Perşembe 13.03.2009